a
 

Arşiv

Anasayfa

Lütfen Bizi Arayın 0212 3423450

Lütfen Bize Yazın bilgi@zeck.com.tr

Düşünen Beyinlere
Yaşam
Nalın İsyanı
Orada Kimse Var mı?

Portrelerde Zekeriyaköy

Sanat
Rehber

c

Yazı: MELDA KESKİN

HASTA İNSAN – HASTA DÜNYA
Hastalanıncaya kadar yediysen, iyileşinceye kadar aç kalmalısın.
İbrani atasözü

Hastalık ve ölüm korkusu ile yaşamını “bir an”da kökten değiştiren insanlar vardır; “o an”a kadar her şey bir kulaklarından girip, diğerinden çıkıp gider. Ne bedenlerinden gittikçe artarak yükselen işaretler, ne onlar için kaygılanan sevdiklerinin uyarıları, ne de okudukları bilimsel metinler onlarda bu etkiyi yaratabilir. Hastalık ve ölüm korkusu terbiye edicidir. Yoldan çıkanı yola sokar; “mış gibi” yapanı dürüst olmaya zorlar; dalga geçmeye, oyalanmaya son verir! İnsanın, Doğa'ya aykırı ne yapıyorsa onu terk edip doğa() ile uyumlu olana odaklanmasını sağlar. İçten ve dıştan gelen uyarıları dikkate almamakta direnenler ise “hem kendilerine hem çevrelerine zarar” yaşamlar sürerek, çeşitli biçimlerde var oluşlarının “toplumsal maliyet”ini yükseltirler habire.

İnsanın, bugün bireysel olarak evinde, işinde, “uygarlık”, “teknoloji”, “endüstri”, “çağdaşlık” gereği diye hiç sorgulamadan sürdürdüğü basit alışkanlıkları, karşısına, bedeli çok ağır “hastalık” ve “ekolojik sorunlar” olarak geliyor. Aslında, bu açıdan baktığımızda, içimizde ne varsa, dışımızda da onun olduğu açıkça görülüyor. Örneğin, Türkiye'de nüfusun yaklaşık üçte birinin muzdarip olduğu kronik hastalıkları; insana yarardan çok zarar verecek kadar özü değiştirilmiş yiyecek ve içecekleri; atık boşaltılarak kirletilmiş nehirleri, gölleri, denizleri; yok olan türleri, tehlikeli bir biçimde değişen iklimi düşünecek olursak, bunda şaşılacak bir şey yok. Bir yandan, yerine koyamayacağı doğal kaynakları gezegenin bağrından çılgın bir hızla söküp alan ve yerine doğanın halledemediği tehlikeli atıklar, zehirler doldurmakta sakınca görmeyen endüstriler, diğer yandan endüstrileşmiş ülkelerden tüm dünyaya ihraç edilen “tüketim arsızlığı”, ne insan sağlığı dinliyor, ne de ekolojik denge!

Bildiklerimiz bil(e)mediklerimizin pek azı. Gittikçe hızlanan yaşam temposu ve reklâmlarla desteklenen bilgi kirliliğinin yarattığı bu toz duman, bu kargaşa içinde yağmurdan kaçarken doluya tutuluyoruz. Çünkü zararlı bir ürünle ilgili

doğru bilgiye ulaşabildiğimizde ve onu artık satın almak istemediğimizi kitlesel olarak ortaya koyduğumuzda; yerine kậrdan zarar etmeden hangi ürünün pazarlanacağı da bugünden hesaplanmış durumda. Bu arada, yeni ürünün üzerine koca koca harflerle içinde o maddenin yer almadığını yazarak da reklâmlarını yapmayı ihmal etmiyorlar. Üretimi ve tüketimi, içerdiği klor (adındaki C harfi) nedeniyle sakıncalı olan zehirli plastik PVC'den yapılmış doğramalar, “içinde artık cıva yok, çok çevreci!” diye; üzerine birkaç bitki eklenmiş petrokimya ürünlerinden oluşan şampuanlar, kremler, makyaj malzemeleri “içinde artık parabenler yok, doğal!” diye pazarlanıyor...

Yaklaşık yarım yüzyıl boyunca yol açtığı bağımlılık ve sağlık sorunları biline biline, envậ-i çeşit reklâmlarla pazarlanan sigaranın, toplumsal maliyeti katlanılamaz boyuta ulaştığı için, artık yasaklanması gerekti! Yarattıkları elektromanyetik alanlarla beyinlerimize zarar verdiğine ilişkin veriler yavaş yavaş su yüzüne çıkan kablosuz internet bağlantıları, cep telefonları (ve tabii onların baz istasyonları) ya da yeni çıkan yönetmelikle ülkemize girişi serbest bırakılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili gerçekleri reklamlardan öğrenebilir

misiniz? Kömür, petrol gibi tehlikeli iklim değişikliklerine yol açan kirletici fosil yakıtları terk edip acilen bir güneş ekonomisine geçmek gerektiğini hangi satıcı, hangi kậr ortağı size söyler? Sorunu yaratan zihniyetin, dürüst davranması ve bizim için çözüm üretmesi mümkün mü? Bu tür süreçleri, ister endüstrilere özgü normal bir öğrenme eğrisi olarak kabul edin, ister ardında kậr hırsı ve kötü niyet arayın, sonuç değişmiyor: Çağımızda tüketim toplumu, tüm insanların, hatta topyekûn doğanın kobay olarak kullanıldığı dev bir deneydir!

Değişmek için hastalık ve ölüm korkusu çekmeyi beklemeden, evimizin, bedenimizin içine sızarak bizi tehdit eden sentetik tüketim maddelerini yaşamımızdan çıkartmaktan, alışkanlıklarımızı değiştirmekten söz ediyorum. İçimizde yaratacağımız arınmanın, Gezegen boyutundaki yansımaları görülmeye değer diye düşünüyorum. Açık Radyo'daki BİR adlı programımın konuklarından Aromaterapi Derneği Başkanı Sayın Zülfikar Alkan'ın anlattığı gibi, aslında işi basit tarafından ele almakta yarar olabilir: “Reklâmı yapılan hiçbir şeyi yememeli!” Siz hiç maydanozun, limonun, fasulyenin reklâmının yapıldığını duydunuz mu?