a
 

Arşiv

Anasayfa

Lütfen Bizi Arayın 0212 3423450

Lütfen Bize Yazın bilgi@zeck.com.tr

c

DOĞA, DOĞAMIZ VE FUKUOKA-SAN ÜZERİNE…

“...modern tarım bugün gittiği yolda devam ederse, işi bitmiştir. Besin üretiminin durumu şimdi iyi gibi görünebilir, fakat bu yalnızca petrol ürünlerinin güncel erişilebilirliğine dayalı bir yanılsama. Büyük Amerikan çiftliklerinde yetiştirilen tüm buğday, mısır ve diğer ürünler canlı olabilir, büyüyor olabilir, ama gerçek doğa ürünleri ya da gerçek tarım ürünleri değil. Onlar yetiştirilmekten ziyade imal ediliyor. Onları toprak değil... petrol üretiyor!”
Masanobu Fukuoka, “Mother Earth News” söyleşisi, 1982

2009’un ilk yazısı ne olsun diye düşünürken, en temel gereksinimlerimizi geçirdim aklımdan. Yaşam enerjisi (= büyük harfle Can ya da Aşk), sonra hava, su, yiyecek... Öyle ya yaşam enerjimiz kesildiği anda ölüyoruz; havasız birkaç dakika, susuz birkaç gün, yiyeceksiz ise biraz daha fazla

dayanabiliyoruz. Dünya Gezegeni’nin çocukları olarak yaşam enerjimiz, havamız suyumuz üç aşağı beş yukarı “ortak”, ama yediklerimiz endüstriyel tarım ve besin üretimi geliştikçe o kadar farklılaştı ki! Temiz hava temiz su bulabilmek de dert oldu son zamanlarda, diyebilirsiniz ama genetik yapımıza, doğamıza aykırılığı dehşet verici boyutlara ulaşan yiyeceklerimizin durumunu çok daha karmaşık bir hale getirmiş durumdayız.
Yazının başındaki alıntı, 2008 yılındaki ölüm haberini “o artık kompost oldu” (!) diye aldığım Masanobu Fukuka’dan. İki yıl kadar önce, çok sevgili bir arkadaşım elime bir kitap tutuşturdu. İçine de “Böyle bir kitap ile yolum kesişince seninle paylaşmak istedim. Paylaştım.” diye yazmış. Kaos Yayınlarından çıkan “ekin sapı devrimi” (The One-Straw Revolution) adlı bu olağanüstü kitabın altbaşlığı şu: “doğal tarıma ve doğal hayata giriş”. Okur okumaz kitabın yazarı Fukuoka-san’ı da sevgililer listeme aldım. Bugünlerde yine yanımda gezdiriyorum kitabını – Neden mi? Hem tekrar tekrar göz atmaktan büyük keyif aldığım, hem de yaza kadar devam edeceğim ücretsiz bahçıvanlık kursunda onunla ilgili bir sunum yapmaya hazırlanıyor olduğum için.
Fukuoka ömrünü, bizim endüstriyel yöntemler ve zehirli/tehlikeli

maddelerle içinden çıkılmaz bir hale getirdiğimiz yiyecek konusunu sadeleştirmeye adamış. Kendi deyişiyle, 30 yılını almış elde ettiği sadeliğe ulaşabilmesi! Japonya’da, bitki patolojisi alanında çalışan toprak uzmanı bir mikrobiyolog olarak hayata atılmış. Sonra 25 yaşında yaşadığı bir aydınlanma deneyimi olmuş onu altüst eden... İyi ki de etmiş ki genç uzmanımız, kalıpları kırıp özünü keşfetmeyi göze almak zorunda kalmış ve ışığıyla yolumuzu aydınlatmaya başlamış.
Fukuoka-san, uzun süre deneme yanılma yoluyla ve doğayı gözleyerek, büyük bir sevgi ve saygıyla onun öğrencisi olarak yapayalnız çalışmış. Döneminin kabul gören uygulamalarından o denli uzak düşmüş ki kitaplarını basacak yayıncı bile bulamamış; ama kendi olanaklarıyla yayımlamayı başarmış. Toprağı sürmeden, yabani otlarını öldürmeden, böcek ilaçlarıyla yaşamı kurutup dünyayı zehirlemeden, yapay gübre ve diğer katkıları kullanmadan, bitkileri, ekin saplarını, evcil ve vahşi havyanları, böcekleri, doğanın güçlerini yanına alarak, sonunda en az endüstriyel tarım uygulayan Japon çiftçileri kadar ürün almayı başarınca (dönüm başına 590 kilogram) dergiler, radyolar, televizyonlar, üniversiteler, devlet görevlileri, ister istemez

, mütevazi çiftliğine kadar gelip onunla ilişki kurmak zorunda kalmış.
Masanobu Fukuoka, 1980’lerin ortalarında yetmişli yaşlarındayken, ABD’deki Permakültür Buluşması’na davet edilmiş. Orada karşılaştığı, içtenlikle benzer düşünceleri paylaşan 1000 kadar insanın varlığından büyük sevinç duymuş. Gezegeni korumak için çalışan zeki, enerjik insanlardan oluşan bu ağı oluşturduğu için, Permakültür’ün babası Bill Mollison’a teşekkür etmiş ve hayatında ilk kez gelecek için şimdi umut taşıdığını söylemiş. Permakültür de öğretilerinde eksikliği hissedilen gerçek bir ruhsal temel başta olmak üzere, Fukuoka’dan çok şey kazanmış. İlgilenenler, Fukuoka-san’ın “Hiçbir Şey Yapma Tarımı” diye adlandırdığı doğal yönteminin ayrıntılarına eminim ulaşabilir. Yazıyı onun felsefesinden söz ederek noktalayacağım: Kendisi, doğal tarımın, bireyin ruhsal sağlığından yola çıktığına inanıyor. Toprağın şifa bulması ile insan ruhunun arınmasını “bir” kabul ederek, bu işlemin yer alabileceği bir yaşam yolu ve çiftçilik öneriyor. Ona göre, “Doğal tarım yalnızca ürün yetiştirmek için değil, insanın yetişmesi ve mükemmelleşmesi içindir,” ve “Egonuzdan vazgeçmek, doğayla bütünleşmeye giden en kısa yoldur”. Nur içinde yat Fukuoka-san!