a
 

Arşiv

Anasayfa

Lütfen Bizi Arayın 0212 3423450

Lütfen Bize Yazın bilgi@zeck.com.tr

 

c

 Yazı: Melda KESKİN

SESSİZLİK...

“Vahşi Hayat ve Vahşi Kadın ikisi de soyu tükenmekte olan türler.”
(...)
“Tarih boyunca Vahşi Hayat'ın ruhsal toprakları yağmalanıp yakılmış, buldozerlerle düzlenmiş ve başkalarını memnun etmek üzere doğal döngüleri, doğal olmayan ritimlere büründürülmüştür.
İçsel vahşi doğalarımıza yönelik duyarlığımız giderek azalırken, gezegenimizin eski ve saf vahşiliğinin de yok olması rastlantısal değildir.”
Clarissa Pincola

Estés – Kurtlarla Koşan Kadınlar

2008 yılının sonuna yaklaşırken... Kendimi sanki yarıştaki son dönemeci dönüp, final çizgisine koşan bir atlet gibi hissediyorum ve bunun mantıklı bir açıklaması yok. Gezegen'in yaşam kaynaklarına yönelik İnsan saldırısı olanca şiddetiyle sürer, hassas dengeleri altüst eden tehlikeli iklim değişiklikleri gittikçe hızlanırken, “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” derseniz, haklısınız.

Bu yazıya, Mevlana'nın “testide ne varsa, dışına o sızar” sözlerine Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı olağanüstü kitabından alıntı yaptığım yukarıdaki sözleriyle destek veren Clarissa Hanım'a sevgilerimi yollayarak başlıyorum. İçimizdeki varlığından kimi zaman kuşkuya düştüğümüz, kimi zaman hiç olmadığını zannettiğimiz doğal dengeye ilişkin kolektif bilincimizi dönüştürmenin önemi tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Yalnızca “dış”a odaklı yaşamaktan kendimizi

biraz alıp, “”le “dış”ı dengelemeye yöneldikçe, dışarıda kaybolmuş, yok olmuş gibi görünen dengeler için bir umut beliriyor. Dibe vurulan yer, eğer orada saplanıp kalmazsak, çözüme en yakın olduğumuz yer. Tıpkı karanlığın en yoğun olduğu anın, şafağa en yakın an olması gibi. Bugün Gezegenin en kirli 30 yerleşiminden 20'sinin bulunduğu Çin Halk Cumhuriyeti'nde, kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların hiç kullanılmadığı, “sıfır atık” ilkesinin benimsendiği, dünyanın tümüyle ekolojik ilk kentinin 2 yıl içinde hayata geçirilecek olması bunun bir örneği -mucize değil gerçek!

Zamanımız; insanın kendi doğasına hem en uzak hem de en yakın olduğu bir zaman. Bir yandan bildik yollardan ayrılıp “biricik” olmayı göze alırken, diğer yandan her şeyle/ötekiyle “bir olma” zamanı. Bir yerlerde okumuştum, batılı beyaz bilim adamının ezberinin, “Dünya artık çok kötü oldu, geçmişin

bilgeliği, şifa reçeteleri ve umudumuz geri dönüşsüz bir biçimde kayboldu” nakaratıyla onayını almaya çalıştığı yaşlı bir yerli şifacı kadın tarafından, nasıl bozulduğunu... Yaşlı kadın onun sözlerine hak verip, onunla birlikte ah! vah!” etmek yerine, “bir yerlere ya da birinin zihnine kaydedilmiş bilgi”ye ihtiyacımız olmadığını – gerçekten ihtiyaç duyduğumuzda - asıl doğamız olan bilgeliğe içsel yoldan erişebileceğimizi” söylüyordu...

Clarissa Pincola Estés'e yeniden kulak verelim. “Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir. Ancak vahşi doğadan ayrılmak, kadının kişiliğinin zayıflamasına, bir hortlak ve hayalet halini almasına yol açar. Postu kolay deldiren, çelimsiz, sıçrayamayan, avlanamayan, doğuramayan, bir hayat yaratma yeteneğinden yoksun biri olmak için burada değiliz.” Yüzyıllardır dünyaya hükmeden sol beyin