a
 

Arşiv

Anasayfa

Lütfen Bizi Arayın 0212 3423450

Lütfen Bize Yazın bilgi@zeck.com.tr

Sanat
Mekan-ı Tat

 

c

KORKU VE ‘TANRI’YI OYNAYAN İNSAN!

Geçen yüzyılın ikinci yarısında, İnsanın yaşamında her şey o kadar hızlandı, teknoloji devlerinin rekabeti ve ticari karları o denli arttı ki artık kimsenin neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kafa yoracak hali ve zamanı kalmadı. Artık temel gereksinimler değil, neyin nasıl pazarlanarak kimlere satılabileceğinin tasarımı ön planda. İnsanın temel korkularını biliyorsanız ve kitle iletişim araçlarına erişiminiz varsa, ürettiğinizi satmanız için dahi olmanıza gerek yok. Bilgisayar virüsleri üretip, sonra da insanlara bunların panzehiri olan programları pazarlamak gibi... Çoğumuzun televizyona ek olarak, bilgisayar,

cep telefonu bağımlısı hâline geldiğimiz gerçeği, bizleri savunmasız tüketiciler hâline getirmiş durumda.

İnsanın korkuları, takıntıları, arzuları ve bunların "uyuşturulup, doyurulup, yatıştırılması"na yönelik kârlı bir mühendislik yapılıyor günümüzde. Tüketim toplumunda, ürünlerin çoğu büyük bir sabırsızlık içinde pazarlanıyor ve içerdikleri tehlikeler gündeme getirilmeksizin vahşi reklam kampanyalarıyla satılarak bizzat bizlerin üzerinde deneniyor. Gerekli gereksiz elektromanyetik dalgalara maruz kalan beyinlerimize ne olduğunu tam olarak öğrenemiyoruz ama, çoluk çocuk hepimizin "daha ucuz"a, "daha çok", "en çok" konuşmamızı öğütlüyor cep telefonu operatörlerinin bizi kuşatan reklamları. Hamile bir kadının, bebeğini babasıyla konuşturmak için (!?) cep telefonunu karnına dayadığı o inanılmaz reklamı hatırlıyor musunuz? Durun bir dakika! demeye olanak yok; hemen

"teknoloji, kalkınma, gelişme karşıtı" olarak damgalanıyor, "çağa ayak uyduramayan marjinaller" olarak sesiniz bangır bangır reklamların gürültüsü içinde yitip gidiyor (tv, radyo, özellikle de sinemalarda, reklamların kulakları rahatsız edecek ölçüde yüksek perdeden neden bağırtıldığını hep merak etmişimdir).

Tabii olumsuz gelişmeler, olumlu olanları tetikliyor. Yine son 30 yıldır, canlı cansız doğaya zarar veren zehirli petrokimya ürünleriyle yatıp kalkmanın, enerjiyi bu denli yıkıcı biçimlerde (petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtlar ve nükleer reaksiyonlarla) üretip tüketmenin ve gittikçe daha fazla miktarlarda çöp üretmenin sürdürülemez olduğunu bilen ve bu gidişe farklı bir yön verme çabası içinde olanların sayısı da gerçekten arttı.

Bu yazının ana konusu olan bitki ve hayvanlar üzerindeki gen mühendisliği çalışmaları, İnsanın atom çekirdeğini
parçaladığı ve uzaya çıktığı 20. yüzyılın sonuna doğru, günümüzden yaklaşık 30 yıl kadar önce başladı. Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) bu anlamda hem büyük bir bela, hem de aynı zamanda gözlerimizi açmamızı hızlandıran bir uyarıcı. "Institute for Science in Society”den (Toplumda Bilim Enstitüsü) Dr. Mae-Wan Ho'nun 6 Nisan 2008 tarihli makalesinde, 1970'lerde organizmaların özelliklerinin genomda kayıtlı bilgilerden ibaret olduğunu zanneden bilim insanlarının, çok geçmeden genomun dinamik ve akışkan olduğunu, üstelik çevreyle sürekli bir söyleşi hâlinde bulunduğunu keşfettiğine dikkat çekiliyor. Laboratuvarda yapılan gen mühendisliğinin kaba, kesin olmayan ve istila edici özelikler taşıdığı ve genomun içine zerk edilen yabancı genlerin, ev sahibini altüst ederek, mutasyona uğratarak, rastgele herhangi bir yere