a
 

Arşiv

Anasayfa

Lütfen Bizi Arayın 0212 3423450

Lütfen Bize Yazın bilgi@zeck.com.tr

Giy- Yorum
Mekan- ı Tat
Babil' in Asma Bahçeleri
Aktif Yaşam
Alternatif Tıp
Zeck Yeniler

 

c

JEOSFER, BİYOSFER, NOOSFER...

“70 yıl kadar önce, bir Sovyet jeo-kimyacı, kendi dünyası üzerine düşünürken, şaşırtıcı bir gözlemde bulundu: deprem ve ırmaklar nasıl gezegenin geçmişini biçimlendirdiyse, insanlar da gezegenin geleceğini biçimlendiren jeolojik bir güç haline geliyordu. Bilim insanı Vladimir I. Vernadsky şöyle yazmıştı ‘Bilimin rehberliğindeki küresel toplum, eninde sonunda insanın çevresel etkisini yumuşatacak ve dünya, “yaşam alanının sağduyu tarafından yönetildiği” bir “noosfer” - bir zihin gezegeni haline gelecektir.’ Bugün, geniş bir yelpazede yer alan birçok bilim insanı, Vernadsky'nin düşüncesinin şimdiden kısmen doğrulandığını
söylüyor: insanlar,  atmosferi büyük ölçüde değişikliğe uğrattı; ekosistemler ve doğal seçim süreci üzerindeki en baskın etken haline geldi. Bilim insanlarına göre, karşı karşıya olduğumuz soru, bu öngörünün geri kalanının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği. Gelecek birkaç yıl içinde yapılacak tercihler, bu sorunun yanıtını belirleyecek.”
-- Andrew Revkinİnsanın sayıca aşırı çoğalıp sürdürülemez tüketim kalıpları ve endüstriyel etkinliklerle gezegeni kendine ve başka türlere dar ettiği ortada. Birçok canlının yaşam alanı ve oksijen kaynağı olan ormanları, denizleri, gölleri, akarsuları, yeryüzünün derinliklerindeki madenleri, doğanın yerine koyamadığı bir hızla tükettik. Yaşam kaynağı olan temiz sulara, toprağa, havaya, çok büyük miktarlarda organik ve sentetik atıkları sürekli boşaltarak kirlettik. İçinde yaşam enerjisinin dolaşamadığı beton, asfalt, çelik kentlerin, trafik sıkışıklığı, egzoz dumanı ve stres dolu yollarında, köprülerinde her gün saatlerce bekliyor, bekliyor, bekliyoruz. Endüstriyel hayvancılık, tarım etkinlikleriyle, hayvanlara eziyet
ettiğimiz, toprağın suyun dengesini bozduğumuz yetmiyormuş gibi, kendimizi lezzetsiz, besin değeri düşük, böcek ilâçlı, hormonlu, antibiyotikli, genleriyle oynanmış, kimyasallarla işlenmiş rafine şekerli besinlere, deli dana, kuş gribi gibi belâlara, kitlesel açlığa ve obesiteye mahkûm ettik. Milyonlarca insanın ölümüne yol açan silâh endüstrisinin üretimine ek olarak, dünyayı defalarca yok edebilecek atom bombalarını, onlara hammadde yetiştiren sözde “barışçıl” nükleer enerji santrallerini, 60 yıldır çaresi bulunamayan nükleer atıkları, Çernobilleri yarattık. Genetik yapı ve bağışıklık sistemini bozan radyoaktivite yetmiyormuş gibi, kendimizi ve çocuklarımızı cep telefonları, baz istasyonları, kablosuz ağlardan kaynaklanan elektromanyetik alanlarla kuşattık. İnsan ömrünü uzattık diye seviniyoruz, ama uzatılmış insan ömrünün yaklaşık dörtte birinin “uygarlık hastalıkları”yla geçtiğini söyleyen yok bizlere. Tüm gezegeni, kömür petrol, doğalgaz yakarak dünya atmosferinde insan yapısı (yani bilimsel olarak doğal süreçlerden ayırt edilebilir nitelikteki) bir

sera etkisiyle ısınmaya, kasırgalara, sellere, kuraklığa, yangınlara, buzların erimesine, su baskınlarına, susuzluğa, türlerin yok olmasına... Hızla geri dönüşsüz noktaya ilerleyen bir küresel iklim felâketleri silsilesine sürükledik. Yeni dinimiz, bilim, endüstri, teknoloji fetişizmi, gezegenin gerçeğinden kopuk anlamsız bir ekonomik büyüme. Sürdürülebilir yaşam değil, sürdürülebilir kalkınma peşindeyiz, çünkü!

New York Times gazetesi çevre muhabiri ve “Amazon, Küresel Isınma ve Kuzey Kutbu” adlı kitabın yazarı Andrew Revkin’in yazının başında yer alan görüşü, çağımızda yaşanan ekolojik sorunlara farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayabilir. “Cennetin çocukları” iken, cennetten kovularak ayrı düşüp, korku içinde doğaya, “ötekine” hükmetme, onu kontrol etme vehmine kapıldığımız için, kendimizi (ve güzelim Gaia’yı) yok etmenin eşiğindeyiz. Bütün bunları, sağ beyin hâkimiyetini sol beyin etkinliğiyle dengelemeye geçiş maceramız olarak görebilir miyiz? Dünya, belki de gerçekten “biz nasılsak öyle”dir – biz deyince yalnızca bizim gibi giyinen,